Sanatsal Bir Protesto

“Bir tutkuya kendini kaptıran kişiye
ne mutlu …Bundan daha mutluluk
verici olanı ,ortalama bir ruh
zenginliği ya da yetersiz bir
kapasiteyle ,ancak sıradan işlerin
yapılabildiği şu yaşadığımız
dönemde ,sıra dışı bir iş yapmayı
başarmaktır .”
Stendhal ,Lucien Leuwen

Barbizon Okulu’nun kurulmasıyla hareketlenen Paris sanat hayatı ,Louis -Napoléon Bonaparte’ın hükümdarlığıyla değişik bir hal aldı .Kapitalizm sayesinde ekonomik ve sosyal yönden değişime uğrayan Fransa ,İngiltere ile rekabet halindeydi .Üretim araçlarının gelişmesi ve hızla ilerleyen endüstrileşme hayatı derinden etkiledi .Yaşanan evrimin hızı en çok Paris’in değişen çehresinden okunuyordu .

Hedefleri büyük olan Louis -Napoléon Bonapart ‘ın İngiltere’yle olan rekabeti tabi ki sadece endüstri alanıyla sınırlı kalmıyordu .1851 yılında Londra’ büyük sükse yapan “Great Exhibition” ın Fransız versiyonu hemen hazırlandı .1855 yılında Fransa’nın sanat merkezi olarak görülen Paris’te kurulan “Exposition Universelle” her yönüyle bir sanat olayı oldu .

Beşbinden fazla eserin sergilendiği bu sergiye tabi ki büyük çoğunlukla Akademi’nin klasist ressamlarının eserleri kabul edildi .Fakat ,bunun yanında Barbizon ressamlarının da bir kaç eseri sergilendi .Realist Okulun şefi sayılan Courbet’nin de on bir eseri jüri tarafından seçildi .Ancak kapsamlı ve Courbet’nin ideolojisini yansıtan iki resmi , “Ornans’ta Cenaze Töreni” ve “Atölye” ,sergiye alınmadı .On bir resmi seçip de en önemli iki yapıtı (hatta baş yapıt bile denilebilir) seçmemenin ne gibi bir mantığı olabilir ?

O dönem ,metodolojinin belirleyici unsur olduğu bir dönemdi . Bilimlere özgü mantıktan yararlanmayanın ,o bilim dünyasının belirlediği bilimsel dili kullanmayanın ,bulduğu ya da ispatladığı bir şeyi kabul ettirmesi mümkün olmadığı gibi ,bu sınırlı mantığa uymayanın da bilim adamı olması pek olası değildi . Tabi ki ,böyle bir düzlemde sanat dünyasının da bilim dünyasından farklı bir tavır takınması beklenemezdi . “Sanat=Akademi” eşitliği sanatçı olmak isteyenin karşısına kabul edilmesi gereken ilk şart olarak dikiliyordu .Ardındın da “Salon” engeli geliyordu .Ressam adını almanın yolu Salon’dan geçiyordu .

İşte Courbet’nin bu iki resminin kabul edilmemesinin nedeni de sanat üzerinde diktatörlük kurmuş olan Akademi’nin estetik değerlerine uymuyordu .Çünkü cenaze gömmek içn bir çukurun etrafına toplanmış ,kim olduğu belli olmayan kırk çirkin yüzlü insanın ,Akademi’nin klasist ressamlarının sürekli resmettikleri mükemmel hatlı ,beyaz tenli ve güzel tanrıçalarla ,güçlü ve yapılı tanrılarının sahip olduğu estetik görüntüyle hiç alakası yoktu .Ayrıca bu iki resim Courbet’nin klasizmin olmazsa olmzı olan “idealizm”e karşı düşmanlığını çok iyi gösteriyordu .Öyle ki ,Delacroix’nın ‘Journal’ de yayınladığı yazısında yorumu şöyle olmuştu : “Cisimlerin bayağılığı hiç bir şey olamaz .Bu ,iğrenç düşüncenin bayağılığı ve gereksizliğidir .”

Oysa ki çağdaşları Courbet’nin resimlerini satıp para kazanmak için yapıp yapmadığına karar verememişlerdi .Çünkü resimlerinde politik bir derinlik olmasına karşın ,Akademi’nin sahip olmadığını iddia ettiği estetiğin hakimiyeti sayesinde resimleri çok satıyordu .Para kazanmak amacıyla yapılan bir resim ,ne kadar çok geniş bir kitleye hitap ederse ,ne kadar çok kişiyi memnun ederse ,satılma olasılığı o kadar fazla ve müşteri bulması da o kadar kolay olur .Courbet’nin resimleri ise aksine ,o dönemin genel siyasi havasıyla hiç uyuşmuyordu .Zamanın cumhuriyetçi yönetimine karşı olan ,daha sonra 1870-1871 Paris Komünü’nde ön sıralarda yer alan ve Vendome’daki Napoléon heykelini taşıyan sütunun yıkımına sebep olmaktan dokuz ay hapis yatan birisinin , “genel bir kesim”i memnun etmemesine rağmen resimlerinin çok satılması bu resimlerin estetik değerleri içinde barındırdığını gösterir .

Akademinin kalıplarına uymadığı için iki baş yapıtı sergiye alınmamakla cezalandırılan Courbet ,bunu protesto ederek diğer on bir eserini de sergiye göndermedi . “Exhibition Universelle” in çok yakınında olan Montaigne caddesinde yaptırdığı barakalarda kendi eserlerinden kurulu bir baraka açtı .O güne kadar hiçbir ressam Paris’te sadece kendi tablolarından oluşan bir sergi düzenlemiş değildi .Bu Paris için bir yenilik olmaktan öte Akademi’ye karşı anlamlı sanatsal bir protestoydu .

Clair de la Lune

via GizliYüzler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir